23 Following
mehmetbaran140193

mehmetbaran140193

Son İbn-i Sirac'ın Serüvenleri

Son İbn-i Sirac'ın Serüvenleri - François-René de Chateaubriand, Nermin Sankür bir dönem edebiyatını baştan aşağı etkilemiş oryantalizmin yoğun olarak okunabildiği bu roman, endülüs kalıntılarında geçiyor… ibn-i hamit, atalarının yurdu ispanya’ya yeniden dönmek ister. amacı belli değildir, yalnızca yürür… gırnata’da blanca ile tanışır ve hayatı ilginç tesadüfler ve çelişkilerle dolup taşar.

chateaubriand’ın -aslında dönemi için normal olabilecek- bir şekilde okuyucuyu yönlendirdiği kitabının başında ciddi manada şaşırtıcı bir önsöz var. önsözde adeta okuyucuya üslubunu kendisi itiraf ediyor:
“…aynı derecede yüksek, doğallıktan ayrılmayan, tutkularıyla birlikte ülkelerinin göreneklerini ve önyargılarını koruyan üç erkeği betimlemek istedim…” chateaubriand’ın bu yönlendirici havası kitap boyunca devam ediyor ve karakterleri kendi gel-gitlerine göre adeta sürüklüyor.

örneğin kitapta şöyle bir cümle geçiyor:
“bahçesinde incilerle süslü dolaşan güzel sultan, bu bahçenin güzelliğini öyle artırıyor ki…”

altına chateaubriand ufak bir dipnot düşmeden geçemiyor:
“bu yazıt, başka birkaç yazıtla birlikte hala durmaktadır. bu betimi, elhamra’yı kendi gözlerimle görerek yaptığımı bir daha belirtmeyi gereksiz bulurum.” burada gereksiz bulduğu bir şeyi söylemeden de edememesi oldukça ironik.

yer yer tarihsel veya bilgi kaynaklı hataları da gözden kaçmıyor, “… l’ange du jugenement m’appelera…” diye başlayan bölümde jugenement yani “hesap” günü diyor lakin orada karakterin kast ettiği öldüğü an; yani mahşer günü ile ölüm gününü karıştırıyor. yine yer yer israfil ile azrail meleğini karıştırdığı görülse de bir yerde karakterine osmanlı imparatorluğu’nun yeni kurulduğunu söyleterek kronolojik bir hatayı bunlara ekliyor.

ibn-i hamit’in don carlos tarafından şövalye ilan edildiği bölüm gerçekten dikkat çekici. karakterlerin git-gelleri bir süre sonra okuyucuyu şaşırtmayı bırakıyor. evet ibn-i hamit hemen diz çöküyor ve şövalye olmayı kabul ediyor. elbette kahramanlık öyküleri, şövalye hikayeleri dönemin okuyucusu için gerçekten zevklidir burada anakronik bir bakışla bunu gereksiz bulmak yanlış olur, ama bir dönemin “kahramanlık” anlayışını gözler önüne serdiği için sosyolojik bir boyutu da var.

hamit’in ani bir kararla hristiyan olmak istediği bölüm de bunun gibi dikkat çekici. aslında genel olarak baktığımızda, chateaubriand’ın ne müslümanlara ne de hristiyanlara yönelik bir ayrımcılık yaptığını söyleyemem. her ne kadar oryantalizmin izleri her yerinden okunsa da, chateaubriand bir tür “medeniyet çatışması”nı başarıyla anlatabilmiş. heyecanla okunabilecek bir klasik yaratmış.
(Mehmet Baran)