23 Following
mehmetbaran140193

mehmetbaran140193

Sana Gül Bahçesi Vadetmedim

Sana Gül Bahçesi Vadetmedim - Joanne Greenberg, Nesrin Kasap endi dünyasında yaşayan bir genç kız: deborah. sonsuz hayal gücüyle yarattığı bu dünya onu gerçek dünyadan o kadar koparmış ki artık ailesi çözümü onu kliniğe yatırmakta buluyor.

her zaman şizofreni gibi hastalıkları belli bir acıma ile karşılamaya eğilimliyiz. bu kitapta acımanın çok daha ötesine gidecek adeta karakterle özdeşleşecek ve onunla beraber bu kuyudan çıkmaya çalışacağız.

greenberg aslında kendi hikayesini anlatıyor. okuyucuya da bunu hissettirme konusunda başarılı. anthony page’nin yönettiği bir filmi çekilmiş 1977′de. şarkısı bile var:



deborah’ın dünyası oldukça fantastik. dünyalar arasında adeta “portallanıyor” ve kendini öteki dünyanın yönetmesine izin veriyor. psikolojik mülazahasını yapmak istemem, zira bana göre bu tip hastalıkların kökeninde kişinin kendi davranışlarının sorumluluğundan kurtulma çabası ve güvenlik kaygıları vardır. deborah için de aynı şeyleri söyleyebilirim, çocukluğunda yaşadığı tramvaların sonucudur bu. lakin, yarattığı dünya delilik saçması olamayacak kadar güzel.

deborah’ın kişiliğini teşkil eden şeyin belki de bu hastalık olduğunu, yani daha doğrusu sırtını hastalığa yasladığını şuradan çıkarıyorum:

“pekala -siz soru sorun, ben yanıt vereyim- bütün ‘semptomlarımı’ yok edip beni eve gönderin… ne kalacak bana peki o zaman?” (sf. 27)

aslında deborah’ın olduğu kadar ailesinin de bir dramın içine sürüklendiğini söyleyebiliriz. özellikle kız kardeşinin durumu gerçekten acıklı.

şu açık, okuyucu için deborah’ın buhranları gerçekten sinir bozucu. yani yarattığı dünyada onun o hapisliğini önce “çok saçma, bırak bunları numara yapmayı” demek geliyor insanın içinden. onun o “ortaçağ kapanları”, “duvarları”… hepsi uydurma gibi görünüyor. sonunda giderek deborah’ın bunları ne kadar sağlam bir inançla adeta gerçekmiş gibi yaşadığını görünce bu düşünceler yerini şaşkınlığa, acımaya hatta giderek umutsuzluğa bırakıyor.

deborah’ın kişiliğinde bir çatışmayı okuyoruz adeta. gerçeklik ile yaratım arasındaki çatışmayı. bizim için “yaratılmış gerçeklik” yani aslında gerçekliğin yeniden ve yeniden yaratılması ilen deborah’ta yaratım ile gerçeklik arasında bir fark yok. yani biz nasıl gerçekliği kendi “bilinç süzgecimizden” görüyorsak o da “yaratımı” kendi bilinç süzgecinden görüyor. biz gerçekliğe “yabancılık” hissederken yaratımı kendi kontrol alanımızda görüyoruz. oysa onun için kendi kontrol alanı diye bir şey yok. kusursuz bir şekilde kuşatılmış, savunmasız…

okuyucuyu da kabuslarına, kafa karışıklığına, adeta deliliğe sürüklediği için başarılı bir yapıt.