22 Following
mehmetbaran140193

mehmetbaran140193

Hayalet Bilimi ve Hayali Kimlikler

Hayalet Bilimi ve Hayali Kimlikler - Şaban H. Çalış osmanlı’sız olmaz, osmanlı’nın varlığı yoksa bile hayaletleri gerekir… bu düşünce ile neo-osmanlıcılık’a çıkıyoruz. eğer osmanlı imparatorluğu’nun sınırlarını bugünkü harita üzerine çizerseniz, çatışma alanlarının pek çoğunun içeride kaldığını görürsünüz. bosna, ermenistan, orta doğu, kuzey afrika… peki bunun osmanlı mirası ile alakası var mı? daha doğrusu, bir osmanlı mirası var mı?

yazara göre, osmanlı diri diri gömülmüştür. ve diri diri gömülen her şey gibi hayaletleri aramızda dolaşmaktadır. diri diri gömülmekten kast edilenin aslında bir anlamda “oldu bittiye” gelen osmanlı yıkılışı olduğu açık. evet, diri diri gömülmüş olabilir ama aztekler de diri diri gömüldüler. bu nedenle yazara bu “fantastik” benzetiminde katılmak mümkün değil. bugün ortada dolaşan osmanlı hayaletlerinin büyük bir kısmının nedeni her ne kadar balkanlarda başlayan bir düşünsel/yazınsal akım olsa da, aslında içinde nostaljinin ve geçmişe duyulan özlemin yerini küçümsememek gerekir.

osmanlı dönemine insanlar özlem duyuyorlar, tıpkı sovyet dönemine özlem duyan ruslar, hellen dönemine özlem duyan yunanlar gibi bu da “normal” bir psikolojinin eseri. aslında freudyen manada, bir tür anneye, ataya dönme arzusu olarak da tanımlanabilir. çocukken algımız seçiciydi, ve pek çok olumsuz şeyi görmüyorduk. bu nedenle insan tahayyülü çocukluğun genellikle “saf, mutlu günler” olduğuna yönelik bir algı içerir. anne babasını kaybeden çoğu insanda bu daha obsesiftir. çocukluğa duyulan özlem, yaşlandıkça “eski güzel günler”e döner. anne rahmine dönmeye çalışan birey, geçmişi cennet geleceği ise kıyamet olarak tasavvur etmeye yatkındır. osmanlı’ya yönelik arzuları değerlendirirken bunu göz önünde bulundurmakta büyük fayda var.

insanlar osmanlı dönemi muhteşemdi, diye düşünürken o dönemdeki korkunç fakirliği, günümüze kıyasla iletişimin ve ulaşımın imkansızlığını düşünmezler elbette. toprak genişliği, savaş zaferleri veya padişah efsaneleri en nihayetinde gündelik hayata yönelik değiller. bu nedenle hep şunu düşünürüm, osmanlı dönemine yönelik hayallerin çoğu aslında gerçekten osmanlı dönemine dönülebilseydi suya düşerdi ve bugünkü hayata inanılmaz bir özlem olurdu. tıpkı sovyet dönemini özleyen ruslar ya da napolyon dönemini özleyen fransızlar gibi osmanlı dönemini özleyenler ve bu döneme yönelik tüm “masalsı” anlatımlar bana hep masal gibi görünür.

kitabımıza geri dönelim, jeunne türklerin attığı adımlar osmanlı’nın yıkılıp “modern” türkiye doğuşuna giden bir süreci başlatmış olabilir. burada aslında onların niyetlerini sorgulamıyor yazar. fakat osmanlı üzerindeki bu “heyelanın” sonuçlarının doğu avrupa ve orta doğu üzerinde kalıcı etkileri olduğunu söylemek yanlış olmaz. evet her ne kadar yukarıda “masalsı anlatımlar” desem de, gerçek, gözle görülür bir mirası inkar etmemiz mümkün değil. evet doğu avrupa’da çıkan iç savaş ve sonrasındakiler osmanlı mirası olmadan açıklanamaz. yine orta doğu’da kimse osmanlı mirasını inkar edemez.

özal döneminden sonra işte bu konu türk dış politikasında bir araç haline geldi. artık türkiye osmanlı mirasını bir tür commonwealth olarak kullanmak istedi, hala da istiyor. bölge ülkeleri üzerinde “himaye” olmasa da “sözü geçerlik” veya etkin bir “aktör” olma kolaylığını sağlaması açısından osmanlı mirası kullanılıyor. bölgedeki krizlerde, bizzat osmanlı türkleri olarak araya girmek istiyor. hindistan’da yaşanan bir krizin ingiltere’nin umrunda olmayacağını söylemek yanlış olacaktır. ingiltere fiziksel olarak egemen olmasa da hep hindistan’ı önemsemiştir, hindistan’da öğrenciler hala akademik kariyer için ingiltere’yi hedeflerler. türkiye bu kadar “baskın” olmasa da bölgede hala osmanlı kapısını açık tutmak istiyor. işte bu, özal döneminde güçlenen ve bugün baskın hale gelen türkiye görüşüdür.



yeni osmanlıcılığın elbette bölgede bir “aktör” olarak türkiye’yi güçlendireceğini inkar etmemekle beraber, osmanlı mirasının her zaman olumlu sonuçlar/çağrışımlar doğurmayacağını söylemeden edemiyorum. aslında önemli bir osmanlı karşıtlığı da var. örneğin balkanlarda nasıl müslümanlar osmanlı “baba” olarak bir özlem içindeyseler, müslüman olmayanlar da tersine osmanlı zulmü anılarıyla büyüyorlar. bu da bizi şu sonuca götürüyor, osmanlıcı düşünceler en nihayetinde islam’a bağlı kalacaktır… bu da bir zayıf halkaya sahip, arap ülkelerinde yönetimler osmanlı’ya isyan eden aşiretlerden oluşuyorlar hala. osmanlı güzel anıları, onlar için o kadar gerçekçi değil. arapların da yeni osmanlıcı hayallere sempati duyacağını söylemek ütopik olur gibime geliyor. öyleyse kimlerin hatırasıdır osmanlı, kimler bu hayaleti yaşatıyor? aklıma ilk gelen örnek, israil karşısında erdoğan’ın çıkışıyla gururlanan filistinliler. işte orada osmanlı’nın hayaleti vardı, islam’ın halifesi arandı… istendi ve özlendi.



yazarın kitabında ihmal ettiği nokta, “anti” olarak, yani bir batı karşıtlığı olarak osmanlı hayaletine sığınmadır. orta doğu’ya abd ve israil’in yaptıkları, balkanlardaki sırp katliamları olmasaydı bu insanların osmanlı hayaletini bu kadar güçlü bir şekilde canlandırmaları mümkün olmazdı. anlıyoruz ki, ne zaman insanlar güçsüz düşerlerse, o zaman hayaletlere sığınıyorlar.

zamanında ırak dünyaya meydan okurken osmanlı hayali yoktu. şimdi türkiye kendini ab karşısında güçsüz hissettiği için yeniden çağırılıyor bu hayalet.

(Mehmet Baran)