22 Following
mehmetbaran140193

mehmetbaran140193

Tüketim Toplumu

Tüketim Toplumu - Jean Baudrillard tam adıyla tüketim toplumu söylenceleri ve yapıları olarak dilimize ayrıntı yayınları tarafından kazandırılan la societe de consommation; milenyuma ve kapitalizmin geldiği noktaya dair gerçekçi bir bakış sunuyor.

kitap dostoyevski’nin şu sözleriyle başlıyor:

bütün maddi tatminleri sağlayın ona, öyle ki uyumak, çörek yemek ve dünya tarihini sürdürmeyi dert edinmekten başka yapacak bir şeyi kalmasın: yeryüzünün tüm mallarına boğun ve saç diplerine kadar mutluluğa gömün: bu mutluluğun yüzeyine küçük kabarcıklar çıkacaktır, suyun üzerinde olduğu gibi. (dostoyevski, yeraltından notlar)

çağdaş sosyolojiye çok önemli katkılar sunan bu kitap, batı toplumunu inceliyor. tüketimin obje üzerindeki tek yönlü biçiminin giderek çift yönlü bir bağımlılığa dönüştüğü en temel vurgusu.

onun “bolluk toplumu” olarak tanımladığı günümüz toplumu sadece kendisine vaat edileni almak üzere programlanmış ve her zaman daha fazla tüketmeye çalışan robotlara dönüşmüşler. marx’ın “üretim araçları mülkiyetine sahip olan” kavramıyla kast ettiği kapitalist yönetim; baudrillard’a göre değişime uğradı. artık önemli bir mülkiyet daha var: tüketim araçları mülkiyeti.

“ama bu, bir göstergeler güdümlenmesi düzeni olan bir tüketim düzeninin üretim düzenine karıştığını söylemektir…” (sf. 25)

kitapta çok sert bir söylem var:
“kitle iletişimin bize verdiği gerçeklik değil, gerçekliğin baş döndürücülüğüdür.” (sf. 27)

gerçeklik ve simülasyon ikilemi baudrillard’ın üzerinde çok fazla çalıştığı bir konu aslında. özellikle simülasyon ve simülakr kitabında olduğu gibi bunda da yeniden yaratılan gerçeklikten bahsediyor. ona göre, medyayla, iletişim araçlarıyla gerçeklik defalarca yaratılıyor. içine reklamlar, subliminal mesajlar ve çeşitli komutlar da karıştırılarak bireye ulaştığında bireye para verdiği ve karşılığında tatmin aldığı bir tablo çiziyor. birey para veriyor, tatmin alıyor. ancak bu giderek gelişiyor, bireyin belli bir kalıba uyması da dahil olmak üzere kendi üzerindeki düşünceleri de yönlendiriliyor. bireye aç olduğu direktifi verilerek gıda satılıyor, çirkin olduğu direktifi verilerek güzellik.

baudrillard, bolluk toplumu için israfın zorunluluğundan bahsediyor. ona göre her ne kadar enflasyonist baskı oluştursa da, toplumda gerçek manada bolluktan sözedebilmemiz için israfın olması gerektiğini söylüyor. ne kadar tüketim o kadar refah değildir. ne kadar israf varsa o kadar refah vardır.

yine markalar bizim için belli başlı sosyal statü araçlarına dönüşüyorlar. tükettiğimiz şey ile kimlik inşa ediyoruz. ne kadar kaliteli ürün tüketirsek, o kadar yüksek statüye sahip oluyoruz. bu, paranın yarattığı statüdür ve paranın bize temelde verdiği yapay mutluluktur. aşk, tv ile şekillendirilir. ideal aşk, ideal evlilik ve ideal yaşam için ev, araba, kaliteli bir parfüm şarttır. mutluluk yine şekillendirilir, mutlu olmak istiyorsanız tatile ihtiyacınız vardır tatil içinde filanca oteli şarttır. bu şekilde en temel insani güdülerimiz, ihtiyaçlarımız tüketim amacıyla şekillendirilir.

bu korkunç tablonun en kötü sonucu bireyin kendi kendini tahrip etmesidir. baudrillard bunu şöyle bir örnekle özetler: “zencilerin isyan ettiklerinde ilk kendi mahallelerini yakmaları gibi, birey de bu baskıya karşı ilk kendini tahrip eder ve bu da depresyondur.” modern zaman hastalıklarından olan depresyon, bireyin kaybettiği mutluluk, güzellik gibi anlamların kargaşasıdır. birey, iletişim araçlarıyla bize sunulan mutluluk ile kendi arayışları arasında yiter. sonunda aşırı yorgunluk, aşırı stres ve bilgi bombardımanı bireyi korkunç bir boşluğa sürükler. o artık tüketim toplumunun çöpüdür.

“parayla mutluluk olmaz” mutluluk paranın satın aldığı şeylerdedir tüketim toplumuna göre. ve iyi bir viski içiyorsan, statün yüksektir. kaliteli bir cep telefonu kullanıyorsan özgüvenin yükselir. işte bu, bireylerin özel mülkiyet ile ilişkisini değiştirmiştir. bir anlamda, artık özel mülkiyet’in mülk alanı haline gelir birey.

mutlaka okunması gereken tam bir başyapıt!

(Mehmet Baran)